







|
KURUMLARIMIZ
|


AH KADINHANI’M AHH!
Lütfi ÖZKUL-Halk Eğt.Mer.Müdürü
Kadınhanı’mın o belki de asırlardır hiç değişmeyen biricik cadde sinden şöyle bir yürümek,geçmek bile büyük saadettir...Bazıları çok geri kalmış,hiç değişmemiş diye eleştirseler de olsun,o basitliğin ,o sadeliğin içinde şöyle cana yakın,hoş bir mutluluk vardır...Samimi,sevecen insanları vardır. Tanıdık ya da Kadınhanılı olmanız farketmez... Kadınhanı insanı yabancı memuru daha çok sever,yabancıya daha çok iltifat eder derler.
Yaz günleri genellikle dükkanların önlerine oturulur.Kahve önlerine, kaldırımın hatta yolun üzerine masa bile atılır. Artık uzaktan uzağa şakalaşmalar, takılmalar...Siz oradan geçerken biraz merak ,biraz selam beklentisiyle mutlaka göz ucuyla takip edilirsiniz...
Rıza Emmi’yle karşılaşmanız muhtemeldir caddenin ortasında...Her geçen kamyonun arkasından mutlaka dönüp bakar. Bütün kamyonlar Ona aittir,bütün şoförler Onun işçisidir. ”Al anahtarını çalışmıyorum, arabana bir şoför bul.” diyerek önüne bir anahtar atmaya görün, eline sandalye, soba, taş ne geçirirse size vurur. Onun sağ kolu biraz çolaktır,pek kullanamaz ama sol kolu çok güçlüdür. O’nu sık sık böyle kızdıran rahmetli Şoför Aziz Ağa'ya o sol koluyla bir vurmuş ta kahvenin ortasına upuzun sermiş... En kızdığı zaman ”Bana çatan Allah’ ından bulsun”der.
O’nun adı Deli Rıza’dır ama veli,ermiş olduğunu söylerler...Bir gün Kadınhanı’na Bursalı olduklarını söyleyen bir yabancı aile gelmiş te Rıza Şimşek adında birini sormuşlar, hacı arkadaşımızdır diyerek.Yeniçıktı Deresine doğru kamyonlarını kontrol ederek yürüyen Rıza’nın yanına götürürler de sarmaş dolaş biri birlerini tanırlar o aile ile...Meğer geçen yıl Hac’da beraber imişler...
Bir kahveye oturursanız,Nadir ile Mehmet Ali’yi görürsünüz mutlaka. İki kardeştir bunlar. Boş olmadıkları söylenir...Çok esrarengiz dünyaları vardır. Belki ömürleri boyunca ama hiç aksatmadan beş vakti merkez İbrahim Paşa Camiinde,hep aynı safta,aynı noktada kılarlar.Yine hiç aksatmadan,karda kışta her sabah namazından çıkınca mezarlığa giderek babalarının mezarını ziyaret ederler...Ekmek yemek,su içmek gibi alışkanlıklarıdır Onların...Eğer Mehmet Ali sizden para istemiş veya çay almanızı istemişte anlamamışsanız,elinin tersini masaya vurarak;
“-Hiç kime diyin de,duvar,duvar!” der.
Parkın oralarda Ermiya’yı görürsünüz mutlaka...Yavaş yavaş yürür, gezinir durur. Hiç konuşmaz...Sessiz,sessiz yüzünüze bakar öylece...En çok sevdiği insana,en sevindiği zaman çok küçük bir tebessümle cevap verir..O sessiz dünyanın içerisinde,kimbilir ne ummanlar saklıdır...
Yaşar Beş’imiz vardı,şimdi rahmetli oldu...
“-Zenginlerin eli cebine varmıyı!..Zenginler beni evlendirmiyiler!...”diye bağırarak geçerdi caddenin ortasından...
Ahh Kadınhanı’m ahh...İnsanları farklı,yaşantısı farklı,konuşması farklı... Ama her şeye rağmen tatlı,mutlu,hoş bir ilçedir Kadınhanı’m...
Konuşması dedim de...Kadınhanı’mızın tipik bir şive özelliği vardır: Şimdiki zaman çok farklı kullanılır.Mesela;
Ben geliyrim Biz geliyrik
Sen geliyin Siz geliyniz
O geliy Onlar geliyler şeklinde kullanılır.
Vaktiyle İstanbul’a taşınan bir kardeşimiz, yine İstanbul’da yaşayan bir hemşehrimizi ziyaret için birkaç defa evine gittikleri halde bulamazlar. Daha sonra bir gün o hemşehrisiyle karşılaşınca biraz bu Kadınhanı şivesini değiştirmek, biraz da kibarlaşmak özentisiyle;
“-Yahu kardeşim,neredesiniz?Kaç seferdir geliyoruz,geliyoruz sizi evde bulamıyrık” deyivermiş.
Yine bir Kadınhanı’lı hayatında ilk defa gördüğü bisikleti Kadınhanı’na dönünce arkadaşlarına şöyle tarif etmiş:
-Ülen gardaşım,gorsen sen de şaşan valla;iki eliynen tutuyu, ayaklarıynan itiyi ülen gavurun oğlu bi gidiyi,bi gidiyi yav...


Kadınhanı’mızın Nasrettin Hocasıdır Ragıp Amca...Şaka yapmadan duramaz. Küçük hoş şakalar onun günlük gıdasıdır.adeta...Ama işe bakın ki işi icabı yolu birkaç hafta lığına Samsun’a düşmüştür.Tanımadığı yabancı insanlara şaka yapamadan nasıl dursun?Durur ama sıkıntıdan da patlar hani...Kara gün kararıp kalmaz,sayılı gün geçermiş. Ragıp Amca’nın hapis günleri de sona ermiş,biletini almış otobüsle Samsun’dan Ankara’ya gelmektedir.Karlı tipili bir gün Ragıp Amca’nın sıkıntısını iyice artırmaktadır.Kendi tabiriyle dili şişmiştir kimseyle şakalaşamadığı için.
Nihayet Ankara garajına gelinir.Yolcular iner.Otobüsün muavini, yine Ragıp Amca’nın ifadesiyle Lazoğlu otobüsün tepesine çıkmış bağajı çözüp yolcuların eşyalarını vermektedir.Tipi öylesine şiddetli ki yerdeki karları alıp tekrar göğe savurmaktadır. Lazoğlu’nun canı burnunda.Tam Ragıp Amca’nın şaka yapacağı zaman...Eli belinde aşağıdan yukarıya sertçe seslenir:
-Çabuk ver lan şu valizimi!
Adam şimdilik aldırmaz,işine devam eder ahlaya puhlaya.Ragıp Amca dozu biraz daha artırır:
-Sana diyorum lan duymuyor musun kulağına...
Adam yine sakin olmaya çalışarak:
-Acele etme pabo,vereceğüm işte...
-Çabuk ver lan .........ospu sıpası...
Adam bozuldukça doz da artar.
-Hadi oyalanma züppe...Bir de bozuluyor...Şuna bak.
Lazoğlunda artık sabır kalmamıştır.Atlar otobüsün damından aşağıya.Tığ gibi delikanlı,hem de güçlü kuvvetli...
-Ne diyeysun sen da? Eceline mi susadun?
Kaldırır elini tam vuracak bizim Ragıp Amca kendini atıverir yere,başlar ölü numarası yapmaya.Oradaki herkes te vurdu zannederler.Halbuki daha vurmamıştı ki adam.Herkes toplanır başına;
-Ne yaptın,adamı öldürdün işte derler.Lazoğlu şaşkın,ne olduğunu anlayamıyor.
-Babo ben vurmadımçi,niye öldi?
Kalabalık gittikçe artar,telaşlı konuşmalar...
-Adam bi tane vurdu...adam öldü...Ambulans çağırın...Hastaneye götürelim...
Derken,Lazoğlu sağına soluna bakınır,sonunda tabanları yağlayıp kirişi kırar, kaçar oradan,uzaklaşır.O zaman bizim mevta Ragıp Amca da yavaş yavaş dirilir, yerinden kalkar,üzerindeki karları temizler,valizini aldığı gibi sıvışır oradan... Rahatlamıştır...
Ragıp Amca bu...Herkese şaka yapar da hanımına yapmaz mı?Şaka Ragıp Amca’nın günlük hayatı.Hanımı ne çekiyor şakalarından.Hele bir muzipliği var ki,dillere destan
Bir gün muzipliği tutar yine bizim Ragıp Amca’nın.Tebdil-i kıyafet eder ki hanımı bile tanıyamayınca kim tanıyabilsin?Dilenci kılığına girer.Üst-baş dökülüyor, sırtında un torbası.Saçı sakalı dağınık,eline yüzüne de karalar sürmüş.Ağzını bir tarafa eğmiş,gözünü bir tarafa.Hafiften te aksayarak çalmış kendi evinin kapısını;
-Allah rızası için bir sadaka,diyerek...
Hanım Teyze bir tas un getirir,tam bizim dilencinin torbasına dökerken,çapkın dilenci gayet çevik bir hareketle öpüverir kadıncağızı yanağından...Kadıncağız neye uğradığını şaşırır...Üzerine kaynar sular dökülür adeta...Ama bir lafa kaadir olamadan dilenci sıvışır oradan.Kadın akşama kadar nereye bastığını,nerede gezdiğini,ne iş tuttuğunu bilemeden dolaşır.Derdini de kimselere anlatamaz.”Beni bir çingen öptü” diyemez kimselere.
Akşam olur Ragıp Amca eve gelir.Hiçbir şey olmamış gibi davranır.Havadan sudan bahseder.Hanımı da hiç oralı değildir.
-Gız der,mahallede bir dilenci geziyormuş onun bunun karısını öpüyormuş... Bizim eve de geldi mi?
Hanım Teyze yemin billah;
-Yoo valla gelip ney itmedi...
-İyi düşün bakele geldi mi?
-Yoo valla billa gelmedi herif...
-Bak yalan söyleme gelmiş,görmüşler...
-Geldi de amma öpüp ney itmedi...
Kadın yalan söyleme telaşıyla gevelerken,Ragıp Amca gülmeyi koyuvermiş.Artık yaptığı şakanın tadını çıkarmaktadır.
Bir de Ragıp Amca’nın şaka arkadaşı vardır:Mazhar Amca...Şimdi rahmetli oldu.Mazhar Amca’yla bir araya geldiler mi artık şaka gırla...Mazhar Amca şofördür. Bir minibüsü var,Konya,Ilgın çalışmaktadır.Yine minibüsünde yolcular dolu,yolculuk Konya’ya.Yolcular arasında Ragıp Amca da var...Bir kaş göz,tamam senaryo yazılmıştır.Tiyatro başlar...Mazhar Amca olanca sesiyle bağırarak sorar:
-Nireye gidiyin nireye?!!!
-Eeee
-Duymaz ki kulağına tükürdüğüm.Nireye gidiyin?!
-Haa...Ilgın’a der kırk yıllık sağır Ragıp Amca.
-Arabadaki herkes te şaşırır.Araba Konya’ya gitmektedir halbuki...Yol da yarı olmuştur.
-Behey adam.Bu araba Konya’ya gidiyii! Senin ne işin var bu arabada?Allah Allah şu işe bak şimdi diyerek söylenir...
Ragıp Amca yine kulağını avucunun içine filan alarak çok zor işittikten sonra;
-Yav gardaşım geçen sene Ilgın’a ben bu arabayla gittiydim...Gene Ilgın’a gitmiyi mi
Bu arada muavin ücretleri toplamaya başlamıştır.Ragıp Amca çıkarır 2.5lira verir.
-Amca 5 lira vereceksin 5...
Ragıp Amca iyice sağırlaşır,sanki duvar.Muavin boğazını yırtacak gibi bağırır:
-Konya 5 lira amca 5 lira...
-5 liram yok gardaşım...Anam bazarda yoğurt sattı da 2.5 lira virdiydi.Ilgın’a varıncı dayımdan alacam...
Mazhar Amca devreye girer,muavini uyarır;
-Yahu bu adamı Konya’ya varıncı,otobüse bindirelim,Ilgın’a gönderelim.Ama parası da yok...Mübarek adam paran yok niye yola çıkıyın.Bi de kulak sağır,gittiği yeri bilmez,geldiği yeri bilmez.Ne yapacağız şimdi bunu...diyerekten iyice acındırır millete... Ve hemen bir yardım kampanyası başlar arabanın içinde...Artık herkes gönlünden ne koparsa verir.İyisinden bir kebap parası toplanmıştır.Konya’ya varıp, herkes arabadan inip dağılınca Ragıp Amca’yla Mazhar Amca da doğru Ali Baba Kebap Salonuna giderler,üzerine de baklavalar yenir...
Kadınhanı’ndan Esintiler :
Bu da Kadınhanı’nın Hoca Merhumudur.Adı Nasreddin değil Kazım Hoca’dır. Fakat bizim Hoca Merhum da nüktedanlığının yanında bilgili,kültürlü aydın ve geniş ufka sahiptir. Hoca ismiyle müsemma olarak yenilikçi,yenilikleri sever, ilk önce o kullanır.Kadınhanı’nda ilk motosikletin sahiplerindendir.Almıştır motosikleti,alırken de tarif etmişlerdir;”Şurasına basıp çalıştıracaksın,üzerine binince şurasını şöyle yapıp, bırakacaksın, yürür.” diye. Söyleneni aynen yapar Hoca Merhum... Kıvrak zekaya sahip ne de olsa hemen kavramıştır.
Motosiklet gidiyor,Kazım Hoca üzerinde...Ooh ne kadar da hoş oluyor...Yüzünü tatlı bir rüzgar yalıyor...Şehrin ortasından geçen asvalttan bir aşağıya bir yukarıya... Herkes gıpta ile kendisine bakıyor... Fakat... Fakat aksiliğe bak şimdi... Hoca bunun nasıl durdurulacağını sormayı unutmuş...Nasıl duracak bu meret şimdi?...
Şimdiki Raziye Hatun İlköğretim Okulu’nun karşısında Yörük Mehmet (Adıgüzel)’in dükkanı var, tam da yola nazır... İlçede bilumum motorlu-motorsuz araçların,elektrikli-elektriksiz ev aletlerinin tamircisidir, Mehmet Usta. Hoca Merhum’un aklına da O gelir. Tam dükkanın önünden geçerken “Memmed! “ diye seslenir motosikletin üzerinden, ama vıızz diye de geçer.İleriden geniş bir yerden döner gelir tekrar “Memmed !”,yine vıızz...geçilir.Kimbilir kaçıncı defasında Mehmet Usta duyarak dükkanın önüne çıkmıştır.Ama nasıl tarif etsin hareket halindeki Kazım Hoca’ya, “Şurasını tut,şurasına bas” diye...Aklına daha iyi bir fikir gelir
“-Karakaya’ya Karakaya’ya !” diye seslenir.
Söyleneni yapar Kazım Hoca.Şimdiki Ata İçil Lisesi’nin oralara Karakaya Mahallesi’ nin en yokuş sokaklarından birisine sürer.Sokağın en dik yerinde motor stop eder...Hoca Merhum da rahat bir nefes alır.
Yine bir gün Kazım Hoca hanımını da bindirmek ister motosikletine. Öyle ya yenilikleri o da görmeli, kullanmalı...
-”Seni köyüne götüreyim.” der Hatuncuğuna.Düşeriz filan diye korksa da razı olur Hatun teyze...Hazırlıklar yapılır.Kapının önüne çıkılır.Kazım Hoca biner motosikletine, Hatuncuğu da arkasına...
Ama Hoca hızlı şoför,öyle sert bir kalkış yapar ki biraz da hatununa havayla, motosiklet ok gibi ileriye Hatuncuk ta geriye, daha oracıkta düşer kalır arkada... Hoca’nın haberi mi var,devam ediyor,gittikçe süratini artırarak. Şehrin kıyısına çıkıyor,köy yoluna bile düşüyor... “Haydi hayırlı yolculuklar...”
Kazım Hoca Rahmetli’nin uzun siyah bir paltosu vardır. Kazım Hoca ismiyle özdeşleşmiştir.Birisinde uzun siyah bir palto görülse “Kazım Hoca”nın sakısı gibi “ benzetmesi yapılır. İşte Hocanın o meşhur paltosunun ucu hafiften motosikletin tekerleğine kısılmaya dolanmaya başlamıştır.Kazım Hoca Hatuncuğunun cilve yaptığını zanneder,biraz şaşırmakla birlikte...
“-Dur Hatun,zamanı mı şimdi “demeye kalmadan,pat kendini yerde bulur... Motosiklet bir tarafa,Hoca bir tarafa... Öfkeyle arkasına dönüp;
-“Gördün mü bak...” diyecek ama arkasında kimsecikler yok ki. Hatun Teyze taa ilk kalkışta kapının önünde düşüp kalmıştı...
Spora da çok düşkünmüş Hocamız.Seyretmeyi daha çok severmiş.Asıl tutkusu da futbol Kadınhanı Spor’un, Konya Spor’un bütün maşlarının müdavimi ve de en hararetli seyircisi imiş. Kendisini bütün maçlara özellikle götürürler,bu konuda duasını esirgememesini isterlermiş. Yine Konya Spor’un çok kritik ve de yenilmekte olduğu bir maçında seyircilerden biri;
“-Hoca Emmi,dua et nolur” diye yalvarmış ta Hoca Merhum;
“-Dua ediyrim ülen oğlum, dua ediyrim de her halde karşı takımın daha derin bir hocası var.” demiş...